Yazar arşivleri: serguzest-adm

Che

“Her zaman, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir kişiye yapılan haksızlığı iliklerinize değin hissedecek kadar duyarlı olun. Elveda çocuklarım; sizi yine görmeyi umuyorum”

Bu sözler Che’ye ait. Can Dündar’ın Uzaklar kitabından alıntıladım.

 

Üç Aynalı Kırk Oda

Murathan Mungan’ın nadide eserlerinden biridir. İçerisinde beğendiğim metinleri buraya yazmaya zamanım yetmez. İlk hikaye Alice Harikalar Diyarında şunları söyler, birkaç seçme:

  • Alice’in hayatta ve ayakta kalabilmek için bildiği bir tek şey vardı: Çok fazla içine bakmamaya, içini kurcalamamaya çalışırdı: Ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkum değreşir.
  • Bak Alice, sen kendini bütün bir kadınlık mı sanıyorsun? Kadınlığın da bin türlü hali var.
  • Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. Herkes kâğıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun?

Daha belki yazacak birçok paragraf var. Zamanı geldikçe. Her şeyin bir zamanı var…

Jij de koning

Hollandaca öğrenmeye çalıştığım su dönemlerde zevkle dinlediğim bir parça Maaike Ouboter’e ait, Jij de konig: https://www.youtube.com/watch?v=YVSGz16Jl7k  Hollandaca’ya aşina olmayınca aynı zevki alır mısınız bilmiyorum. Umuyorum bir gün bu dili hem anlayıp hem konuşabileceğim. Bir gün…

Tamirci Çırağı

Uzun zamandır dinlemediğim Cem Karaca’nın Tamirci Şarkısına takılı kaldım yine. Herkesin, belkide birkaç ezgisi vardır, dinlendiğinde şöyle bir geçmişe doğru yolculuğa çıkaran. Bahadır arkadaşımla, Kızılay’da akşamları çayımızı yudumlarkan bu şarkıyı tekrar tekrar dinlerdik. Dile kolay 12 sene olmuş. Memleketten uzak, eskiyi yad eder olduk işte. Buraya da yazasım geldi…

Paye

Ömrü hayatımızda bir çok şahsiyetle karşılaşırız. Karşılaşmak istemeyeceğiniz bir kişidir Kore havayollarının sahibinin kızı. Neden mi? İşte BBC‘deki haber. Kendisine ikram edilen cevizi beğenmeyip kalkmak üzere olan bir uçağın geçide dönmesine sebep olan bir şahsiyettir kendisi. Ha Türkiye’den gelmiş birisi olarak bu olaya şaşırdım mı? Hiç şaşırmadım. Bu olayda hakimin söylediği;  it was a case where “human dignity” had been “trampled upon” ya da “İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir durum diye çevirebileceğim bu ifadedir beni sevindiren. Bizim ülkemizde olmasa dahi bir yerlerde insanlık onurunun hala yaşatılıyor olmasıdır içimi neşeyle dolduran.

Kaybolan yıllar

kaybolan_yillarBunu bir arkadaş göndermiş. Çok hoşuma gittiğini söylemeliyim. Sosyal paylaşım ağlarına pek ilgimiz olmadığından buraya eklemek istedim. Tozlu rafların arasında duruversin.

Anafikiri de ekleyelim: İnsan, yaptığı yanlışları tekrar tekrar yapmaktan zevk alan yegane bir yaratıktır.

Sergüzeşt olsun adı

TDK sözlüğüne göre macera anlamına gelen ya da başımızdan geçen olaylar silsilesi olarak da tarif edebileceğimiz Farsça bir kelimedir sergüzeşt; olmadı siz gönlünüzden geçen anlamı da yükleyebilirsiniz. 2007 senesinden beri memleketinden uzakta yaşayan bu naçiz insan, bir takım karalamalarını buraya taşımak ister.

Masa lambamın aydınlattığı çatı katımda, İlhan Şeşen ağabeyi dinlerken yeniden yazabilir miyim acaba diye düşünürken bu yeni blogu açmış buldum kendimi. Yazmadığım süreçte okumaya ağırlık vermek istedim. Bu amaçla bir e-kitap okuyucu edindim. Son olarak Amin Maaluf’un Semerkant‘ını okudum. Şu an Fakir Baykurt’un Kaplumbağalar kitabı üzerine kafa yormaktayım. Köy ile şehir arasındaki uçurumu gözler önüne seren, ayrıca köylünün algılanış biçimini keskin bir şekilde anlatan bu romanı okumanızı öneririm. Kısacası sistemin köylüye attığı osmanlı tokatını anlatır bu roman.

Şimdilik pek uzun satırlar dökmeyeceğim buraya. Zaten pek öyle uzun metinler yazabildiğimi de söyleyemem. Umuyorum bu sayfaları boş bırakmayıp, bu uzak memlekette yaşadıklarımı, başımdan geçenleri anlatabileceğim.